30 Mart 2012 Cuma

AGAIN, WHEN I WAS CHILD:))

     Sanıyorum bana göre teknolojinin en iyi yönlerinden biri uzakları yakın kılmasıdır. Eskiden uzaktaki akrabalarımızla, ancak şartlar elverdikçe, bayramdan seyrana görüşürdük. Gelgelelim şimdi herkes bir tık ötede. Görüntülü sohbetler sayesinde, yüzündeki sivilceye kadar görebiliyoruz istediğimizi.
     Dün teyzemin kızı ile görüşürken internette, konu yine eskilerden açıldı. Geçenlerde çocukken kardeşime ettiğim eziyetleri yazmıştım. Teyzemin kızı bana da az çektirmedin diye yaptıklarımı anlatınca, artık utandım kendimden. Bazen, annesi olsam sevemem herhalde dediğim çocuklar oluyor. İşte tam da o çocuklardan biriymişim yani. Hatırlıyorum da, ben küçükken sakızlardan oyun paraları çıkardı. Bir bayram günü o oyun paralarını, teyzekızımın bayram harçlıkları ile değişmiş, bir de çocuğu o paralarla bakkala yollamıştım. Manisaya ilk taşındığımız zamanlarda da japon parkına götürüp, orasının japonya olduğunu, girişte yabancı bir ülkeye girildiğinden para ödemek zorunda olduğunu uydurup, kızı yine çarpmıştım. Zaten çocukken aklım hep böyle hinliklere çalışmış. Nerde bir zarar zayiat sözkonusu, Aslı dibinde biter. Ama babamda küçükken beni daha önce hiç gitmediğim bir parka götürüp, Almanya olduğunu söylemişti. Bende tutturmuştum dayımlara gidelim o zaman diye. Başka birgünde, annem şarkıcı Bergen'in teyzem olduğunu, ananemin sözünü dinlemeyip, evden kaçıp şarkıcı olduğunu, kötü adamların yüzüne kezzap döktüğünü ve bütün bu olanlar yüzünden onunla görüşmediklerini söylemişti. Heralde anne sözü dinlemessen işte öyle olursun diye inceden bir mesaj vermeye çalışmıştı kendince, ama ben yıllarca Bergen'i teyzem zannedip, garip bir yakınlık duymuştum. E yani şimdi böyle bir anne babanın evladı olunca, çocukluktan başlamış demek ki bende de birilerini kekleme durumu. 
     Birgün teyzemin kızını sokakta oyun oynarken kaybetmiştik. Ben tabi daha önce kendim de kaybolduğum için, kardeşimle beraber panik içinde sokaklarda aramış, bulamamıştık. En sonunda çaresiz eve dönmüş, 'Teyze Gonca'yı kaybettik' demiştik. Ancak teyzem beklediğimiz tepkiyi vermemiş, 'sokakta oynuyordur iyice arasaydınız' cevabıyla bizi epey şaşırtmış, fırça yemediğimiz içinde ayrıca sevindirmişti. Nitekim, teyzemin söylediği doğru çıkmış, sokakta hiç tanımadığımız çocuklarla ip atlarken bulmuştuk. Öylede rahat ve insan canlısıydı Goncamız. Gerçi hala daha öyledir. Benden dört yaş küçüktür ama daha teyzemin hamile olduğu ve annemin ona kırmızı beyaz patik ördüğü günleri hatırlıyorum. Allahım bir süslüydü o patikler. Benim hiç o kadar süslü patiğim olmamıştı. Anne noolur teyzemin bebeğine verme onları ben giyeyim diye günlerce tepinmiştim. Annem de  onlar sana küçük gelir kızım, ben sana sonra aynılarından sonra örerim demiş ve örmemişti. Birde teyzem nispet yapar gibi, Gonca doğunca o patikleri giydirip, kucağında resim çekilmiş ve bize de hediye etmişti. Yıllarca o fotoğrafa bakıp bakıp kederlenmiştim. Tabi kadıncağız ne bilsin benim ne derece haset bir insan olduğumu. Hatıra kalsın diye vermişti. Ama sonra sevmiştim Gonca'yı. Neticede kolay kandırılabilir bir çocuktu ve o kadar kolay kekleyebileceği bir kuzeni kim sevmezdi:)
     Şimdi kocaman bir genç kız oldu kendisi. Artık onu keklemek ne mümkün. Tabi en kısa sürede evlenip oğluma bir kuzen doğurursa, belkide oğlum kuzenini kekler. Kimbilir:))

4 yorum:

  1. büyük keyifle okudum, yüreğine sağlık

    YanıtlaSil
  2. O zaman ne mutlu bana. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler:)

    YanıtlaSil
  3. bunları okudukça acaba bende diplomatik ilişkilerimi askıya alsam mı diye düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişte kaldı hepsi, panik yok:))

      Sil