17 Ocak 2013 Perşembe

kaybettiklerimizi düşünüyorum da

     İnsanın özünde sevgi ve iyilik vardır, kötülük ve nefret değil.  Bağışlamak ve unutmak vardır. Unutmanın ve bağışlamanın insanı özgürleştiren bir tarafı da olduğu söylenir. İnsanın özünde gerçekleri söyleyebilme isteği barınır. Eğer Yaratan istediklerimizi söyleyebilmemizi istemeseydi, istediklerimizi düşünebilme özgürlüğünü bahşeder miydi bize? Fakat çağlar boyu, insanlar, düşündükleri  ve söyledikleri şeyler yüzünden türlü işkencelere uğramışlar ve hatta öldürülmüşler. Peki bugün hangi noktadayız? Hala düşünce ve ifade etme özgürlüğüne sahip olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Iphoneler, Ipadler falan tamamda, binlerce yıl önce yaşamış yüksek uygarlıklardan daha iyi şartlarda yaşadığımızı söyleyemeyeceğim maalesef. Onlardan daha bilgili, ya da daha yüksek bir kültür birikimine de sahip değiliz. Onların yedikleri yiyeceklerden daha sağlıklı yahut daha lezzetli olanlarını da yiyemiyoruz en basiti. Teknoloji alanında ne kadar ilerlesek de, medeniyet ve refah düzeyimiz için aynı şey geçerli değil. Yüzyıllar önce yaşamış uygarlıklara baktığımızda, yaşadıkları konutlar bile bugün bizim eciş bücüş apartman dairelerimize, yahut köylerde özensiz bir şekilde yapılmış yer evlerimize bin basar. Keza eğlence anlayışlarımızı kıyasladığımızda sonuç yine bizim açımızdan hüsran. Hep derim, çağımın insanı değilim diye. Dünya tarihine baktığımda, medeniyet seviyesinin en düşük zamanlarına denk geldiğimi düşünüyorum. Hani yazımın başında sevgiden iyilikten bahsettim ya, sevgi ve iyiliği de kaybettik biz. Belki ondan sonra böyle olduk. Bencilleştikçe sahip olduklarımızı kaybettik. Bütünün parçaları olduğumuzu unuttuk. Diğer parçaların her biri iyi olmadan, bütünün çalışmadığını, bütün çalışmadığında amacını kaybeden parçalar olduğumuzu farkedemedik.

0 yorum:

Yorum Gönder