11 Mart 2013 Pazartesi

Efsunlu Günlük 3

     Dışarı çıktım. Neler olacağını kestiremiyordum. Artık iyice tuhaflaşmaya başlamıştı. Üstelik orada olduğundan hiç kimsenin haberi yoktu. Gerçi gelenim gidenim yoktu. Ama komşular geldiğini görmüş olabilirlerdi. Ve ben orada olduğunu hiç kimsenin bilmesini istemiyordum. İnsanların saçma dedikodularından korkmuyordum hayır.. Dünyanın en harkulade insanı da olsanız, insanlar hakkınızda konuşacak olumsuz birşeyler bulurdu mutlaka. Bunu öğrenmiştim artık. Bunlar umurumda değildi. Ama bu benim sırrımdı ve ben bu sırrı paylaşmaya değer kimseyi bulamıyordum. Aslında öyle çok ihtiyacım vardı ki anlatmaya. Önüme çıkan ilk bayiden hatırı sayılır miktarda gazete aldım. Akşama kadar eve dönmeyi düşünmüyordum anlaşılan. Arka sokaktaki parka doğru yürümeye başladım. Hava bulutluydu ama yağmur da yağmamıştı. Boş bir bankı gözüme kestirip oturdum.
     Hafıza insanoğluna verilmiş en büyük ceza olabiliyordu bazen. Ah, neden hep benim başıma gelirdi böyle tuhaf şeyler. Parkın önündeki kaldırımda yürüyen insanlara baktım. Mutlu olmasalar da mutsuzluklarının da farkında olmayan şanslı(!) çoğunluk. Her insanın tuhaf bir hikayesi var mıydı acaba? Sıradan etiketiyle yaftaladığımız, dinlemeye değer bulmadığımız insanların dinlesek dudaklarımızı uçuklatacak geçmişleri vardı belkide. İnsanlara bakıp onlar hakkında hikayeler uydurma oyunu oynardım çocukken. Özellikle annemle yaptığımız uzun tren yolculuklarımın vazgeçilmez oyunuydu bu. Sonra büyüdükçe vazgeçtim oynamaktan. Kendi hayatıma öyle çok yönelmiştimki, başka hayatları umursamamaya başlamıştım.
     Gazetelerden birini aldım elime. Başlıklara baktım. İlgimi çeken, okuma isteğimi kamçılayan birşey bulamadım. Ama düşünmeyi unutana kadar okumalıydım. Başlarda zor oldu dikkatimi toplamam. Sonra bir haber dikkatimi çekti. Kendini asan iki genç arkadaşın haberiydi. Ormanlık bir alanda kendilerini ağaca asmışlardı. Haberi ilginç yapan, iki kişinin aynı anda kendilerini asmaları nadir görünen bir durumdu. Çünkü, ilk önce asılanı gören kişinin vazgeçme ihtimali çok yüksekti. Bu nokta haberi soruşturanlar için ilginç kılan noktaydı. Benim için ilginç olanıysa asılan gençlerden birini tanıyor olmamdı. Komşumuzun kardeşimle yaşıt üvey oğluydu. Çekingen ve sıkıntılı biri olarak hatırlıyordum. Çevresi ile iletişimi yok denecek kadar azdı. Birgün nasıl olduysa arkadaşlarıyla eğlenmeye çıkıp sarhoş olmuş. Gecenin bir vakti eve dönüp, midesi bulanınca soluğu balkonda almış ve aşağı sarkıp tüm midesini annemin teldeki çarşaflarına ve bizim salon camlarına doğru boşaltmış. Annemin siniri bir ay geçmemişti. O günden beri sevmezdi o çocuğu. Acaba duymuşmuydu haberi. Hayat böyleydi işte. Koskoca bir ömür harcıyordun, ve gün gelip, olmadık bir anıyla hatırlanıyordun. Onca yıllık komşumuzun oğlunu, sarhoş olup kustuğu gece ile hatırlamıştım. Daha güzel şeyler hatırlamak istedim onunla ilgili. Biraz düşündüm. Aklıma gelmedi birşey. Tam vazgeçmek üzereydim ki, o silik anı belirdi zihnimde. Liseye geçtiğim yazdı. O zamanlar hoşlandığım bir çocuk vardı yan sınıfta. Ama yüzüme bakmıyordu. Nasıl olduysa o gün yanıma gelip havadan sudan sohbet etmeye başlamıştı. Yan sokaktaki bir apartmanın kapı boşluğuna oturmuş gülüyorduk. Sonra elini bacağımın üzerine koydu. Yüzümdeki gülücük donup kalmıştı. Ben gitmek için kalkarken elimden tutup kendine doğru çekip öpmeye çalışmıştı. İlk hayal kırıklığımdı. Ben elinden kurtulmaya çalışırken biranda onun yüzüne gelen taşla afallamıştık. Alnı kanıyordu. Koşarak eve kaçmıştım. Komşumuzun utangaç oğlu, hiç ummadığım bir şekilde beni kurtarmıştı. Birkaç gün sonra merdivenlerde karşılaştığımızda teşekkür etmiştim. Cevap  vermeden gitmişti.
     Saatime baktım. Daha erkendi. Nereye kadar kaçabilirdim bilmiyordum. Davetsiz bir şekilde evime gelmiş ve gitmiyordu. Aslında davetsiz de sayılmazdı. En azından kapıyı açıp girmesine izin veren bendim. Acaba ona yazdığım onlarca mektubu okumuş muydu? Onunla ilgili herşey muallakta kalıyordu. Taşları hiçbir zaman yerine oturtmayı başaramıyordum. Oysa o çok iyi tanıyordu beni. Yaptığım her hareketi analiz etmeye vakıftı. İtiraf edemiyordum ama, hakkımda düşündüğü hemen herşey doğruydu. Birkaç şey dışında.


     Bir yağmur damlası burnumun üzerine düştü. Banktan usulca kalktım. Ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Yağmur iyice hızlanmıştı. Ama acele etmiyordum artık hiç birşey için. Eve döndüğümde koltuğa ilişti ilk önce gözlerim. Tahmin ettiğim gibi hala oradaydı. Gitmesini istedikçe gitmemişti. Artık umursamayacaktım. Elbet birgün gidecekti.

0 yorum:

Yorum Gönder