30 Temmuz 2014 Çarşamba

Ulis'in Bakışı

Hani bazen ne olduğunu bilmediğimiz bir şey öyle kuvvetli çeker ki bizi kendisine, gitmekten başka çare bulamayız. 2012 yılında hayatını kaybeden yönetmen Theodoros Angelopoulos’un filmi Ulis’in Bakışı‘nı izlerken  Jack Kerouac’un Yolda kitabında yazdığı dizeler geldi aklıma. “Bir yola neden çıktığınızı bilmiyor olabilirsiniz. Yoldaki bu kalabalığın içinde ne işiniz olduğunu bilmiyor, hatta bunu sormuyor bile olabilirsiniz. Yolun sonunu merak etmemek gibi bir dinginliğin, sonsuza kadar yürümeye yetecek bir gücün sahibi de olabilirsiniz. Sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil, yolun kendi de olabilir. Belki sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. Kaçıyor da olabilirsiniz ya da böyle olduğunu sanıyorsunuzdur. Öyledir.” Balkanlar’da çekilmiş ilk kamera görüntüsünün kayıp üç bobinini aramak için yollara düşen bir yönetmeni konu ediniyor film… Yıllar önce Manakis kardeşler tarafından çekilen, ancak daha sonra akibeti hiç bilinmeyen üç bobin… Ve o üç bobinin esrarına kapılmış bir yönetmen… Savaşın ortasında; Saraybosna’da, hayatını tehlikeye atmak pahasına iz süren bir adam… İlk bakışı arıyor. Filmde Yunan mitolojisine yapılan göndermelerin yanı sıra politik göndermeler de mevcut. “Kurduğumuz tüm hayallere rağmen hiç değişmeyen dünyaya… Mikes’e, Kazuko’ya, Kosta’ya… Erken ayrılmayı tercih eden herkese… Denize içelim… Hiç yorulmak bilmeyen denize… Başlangıca ve sonsuza… İnsanlara da içelim; Tsitsanis’e, Kavafis’e, Che Guevara’ya. 68′in mayıs ayına… Santorini’ye. .. Morna’ya… Ve diğerlerine… Orson Welles’e… Aradığın o üç bobine… Eisenstein’a…” Yönetmenin meraklı tavırları ve başkalarının özel eşyalarını izinsiz kullanma eğilimi, pek çok insanda bulunan bir özelliği vurgulamış. Aynı kadının farklı kimliklerde defalarca karşısına çıkması ise belki de kişiler ve ya detaylar değişse de asıl olanın aynı kaldığını anlatmak istiyor. Bende bıraktığı duygu bu yönde idi. Hayatımızda bizimle yol alan insanlar zamanla değişse de, bize yaşattıkları duygular, hep tanıdık olmuyor mu? Zaman içinde sürekli yer değiştiren mutluluklar, acılar, heyecanlar, hayalkırıklıkları… Ve belki de savaşın içinde bir şehri en iyi tanımlayacak o cümleler; “Bu şehirde insanın en iyi dostu sistir. Garip geldi değil mi? Neden biliyor musunuz? Çünkü şehirde hayatın normale döndüğü tek an budur. Çünkü sis çökünce keskin nişancılar işlerine ara verirler. Haydi gidip bunu kutlayalım” Filmin müziklerine gelince; başlı başına birer efsane… Eleni Karaindrou tarafından yapılmış ve insanın ruhuna işleyecek cinsten. Film hakkında daha fazla konuşmam spoiler içereceğinden benden bu kadar. Ancak Manakis kardeşlerin gerçekten yaşadıklarını ve bir dönem Osmanlı devletinin resmi fotoğrafçılığını yaptıklarını da söylemeliyim. Tası tarağı satıp tüm paralarını kameraya yatırarak karşılarına çıkan hemen her şeyi kaydeden bu iki kardeş sinema tarihine adlarını yazdırmayı başarmışlar.  Bugün bile Yunanlılar, Sırplar, Makedonlar, Romanyalılar ve Türkler tarafından paylaşılamamaktalar. http://womendergisi.com/ulisin-bakisi

1 yorum: